Öncü Kadınlar

Fark yaratıyor, cesaret ediyor, değiştiriyorlar. Sınırları aşan, sorunlar yerine çözümlere odaklanan ve toplumsal faydayı her şeyin üzerinde tutan öncü kadınlarımızla tanışın.

Tülin Akın

toplulukları daha çok ve daha hızlı. Halbuki iklim krizine en az katkısı olan onlar. Yani burada feci bir adaletsizlik söz konusu. Her krizde olduğu gibi bu krizin karşısında da erkek ile kadın, varsıl ile yoksul, kent ile kırsal aynı risk grubunda değil. Biz bu yüzden, “İklim adaleti aynı zamanda bir sosyal adalet meselesidir,” diyoruz.


Fridays For Future ve Yuvam Dünya hareketlerinde aktif olarak yer alıyorsunuz. Son dönemde neler yapıyorsunuz ve hedefleriniz neler?
2019’un Mayıs ayında Yeşil Düşünce Derneği’nin düzenlediği iklim buluşmasında Türkiye’deki iklim hareketiyle tanıştım ve hareketi Türkiye’deki liseler arasında organize etmeye başladım. Birlikte 20 Eylül 2019 Kadıköy grevimiz başta olmak üzere beş adet küresel iklim grevi düzenledik. Aynı yılın yazında, hareketi Türkiye’de başlatan Atlas Sarrafoğlu ile Lozan’da küresel iklim aktivistleri zirvesine katıldık. Orada Greta Thunberg ve daha binlerce genç aktivist ile çalıştık, iklim için çözüm önerileri geliştirdik ve hareketin geleceğini konuştuk. Aktivizm yolculuğumun bir diğer önemli parçası ise Yuvam Dünya. Yuvam Dünya ile yaptığımız çalışmalarda özel sektörün yeşil dönüşümü, iklim krizinin müfredata dahil edilmesi ve bu krizin insanlara doğru şekilde aktarılması en büyük odak noktalarımız. İklim krizi müfredatı projemiz başarıya ulaştı ve Bahçeşehir Koleji’nde şimdiden uygulanmaya başlandı. İklim krizinin çözümü yeşil enerji, yeşil enerjiyi hayatın bir parçası haline getirecek merciiler ise şirketler, politikacılar ve yatırımcılar. Dünyanın her tarafında gün geçtikçe hızlanan iklim felaketlerini insanlara, bir yandan gelecek için umut vererek, “Nasıl anlatırız?” diye düşündük ve bence pek güzel başardık bunu.

Yale Üniversitesi’nde okuyor, bir yandan Yale İklim İletişimi Programı’nda çalışıyorsunuz. Bu girişimden de bahseder misiniz?
Yale Üniversitesi’nde Çevre Bilimi ve Enerji okuyorum. İklim aktivizmi benim için sadece bir gençlik hevesi değil, ileride yapmak istediğim iş de bu. Çünkü ölü bir dünyada meslek yok. Yale’da birlikte çalıştığım insiyatifler var. EECO isimli kulübümüz ile Yale’ın içinde bulunduğu New Haven kentindeki ilkokul öğrencilerine çevre bilimi dersleri veriyoruz. EJC (Endowment Justice Coalition) isimli hareketimizle Yale’ın fosil yakıtlardan yatırımlarını çekmesi için kampanyalar yürütüyoruz. Bir de Yale İklim İletişimi Programı’nda çalışıyorum. Amerika’daki farklı eyaletlerin iklim krizi bilincini ölçüyoruz ve farklı grupları harekete geçirmek için mesajımızı nasıl değiştirmemiz gerektiği üzerine araştırmalar yürütüyoruz.

Tüketimin ön planda olduğu bir dünya düzeninde işe nereden başlamalı, hangi adımları atmalıyız?
Büyüme odaklı bir ekonomik sistemin içerisindeyiz. Bu sistemi Kate Raworth’un donat teorisinde olduğu gibi döngüsel hale getirmeliyiz. Bu elbette ulaşılması zor, büyük bir amaç. Bunu başarmanın yolu ise küçük adımlardan geçiyor. Tüketiciler olarak ihtiyacımız olmadıkça almamak, eski kıyafetlerimizi takas etmek, doğaya ve insana değer veren lokal markalardan alışveriş yapmak gibi bir sürü aksiyon var alabileceğimiz.

Arzu Karataş

toplumda cümle sahibi olmaları çok önemli benim için. Bu yüzden dernek olarak onların sigortalı çalışmaları, hayata kazandırılmaları için çabalıyoruz.

Başta evsizler olmak üzere toplumun görmezden geldiği ve ötekileştirdiği kimselerle alakalı ne söylemek istersiniz?
Evsiz kalmak bizim suçumuz değil. Ekibim benim gibi sokakta yaşamış birine şans veriyorsa, siz neler yapabilirsiniz bir düşünün.

Ayşe Arman

toplumsal cinsiyet eşitliğinin altını çizen vakıflarla çalışan, İyilik Kolyeleri projesiyle 48 sivil toplum örgütüne 2 milyon TL’den fazla kaynak yaratan Ayşe Arman’ın motto’su: “Vermek almaktan daha güzel!”

Sizce bir kadını “öncü” yapan şey nedir?
Vizyoner olması. Yeni fikirlerin peşinden koşması. Toplumsal fayda için çalışması. Toplumsal cinsiyet eşitliği için çabalaması. Her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa ses çıkarması. Kadının, kadının kurdu değil, kız kardeşi olduğuna inanması. Kız kardeşlerini kollaması. “Ben” değil, “biz”e kafa yorması.

Hayatta karşılaştığınız zorluk ve engelleri nasıl aştınız?
Kendime inanarak! Pes etmek benim kitabımda yazmaz. Tutturuk muyum neyim? Vazgeçmem. Kafama koyduğum şeyi yaparım. Ne kadar zor o kadar iyi! Güzel şeylere kolay ulaşılmaz zaten. Engeller, hayatın gerçeği. Ama aşmak için varlar. Küçük çukurlara düşeceğiz tabii. Ama sonra çıkıp, yolumuza devam edeceğiz.

Çevresine fayda sağlamak isteyip nereden başlayacağını bilmeyenlere öneriniz nedir?
Kendilerine bir alan seçsinler, şahane sivil toplum örgütleri var. Onlardan birinde çalışmaya başlasınlar. Vermek almaktan daha güzel. Sosyal fayda sağlamanın mutluluğu hiçbir şey de yok. Çünkü işe yaradığınızı hissediyorsunuz. Bundan öte hiçbir şey yok!
Ana akım medyanın alternatifi bir mecrada devam ediyorsunuz çalışmalarınıza. Daha cesur bir tona da sahipsiniz artık. İki mecrayı karşılaştırsanız neler söylersiniz? Ana akım medya, eski hayatım. Güzeldi bitti. Ben geriye dönüp bakmam. Geçmiş geçmiştir. Evet beni, ben yaptı, pek çok şey öğretti. Ama şimdi yok. Niyazi oldu (gülüyor). Şu anda yeni hayatımı yaşıyorum. Kuşlar kadar özgürüm. Hesap vermiyorum. Paşa gönlüm ne isterse onu yapıyorum, yazıyorum. Ama tabii o 30 yılda şahane dostluklar kurdum, müthiş beyinlerle çalıştım, güzel işler ürettik. Bir tek o kolektif enerjiyi özlüyorum. Basın özgürlüğünün ve gazetecilik denilen mesleğin ülkemizde yok oluşunu hüzünlü bir şekilde izliyorum.

Kendinizi kendisine ve çevresine daha faydalı biri haline getirmeyi nasıl başardınız?
Çok teşekkür ederim. Eğer gerçekten öyleyse ne mutlu bana! Sivil toplum örgütleriyle omuz omuza çalışmaya, gazetecilikten gelen gücümle, onlara elimden geldiğince destek olmaya, kaynak yaratmaya bayılıyorum. Kadın örgütleriyle bağlantıdayım. Kanser dernekleriyle de. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin altını çizen vakıflarla da. Ama yapacak daha o kadar çok şey var ki. İyilik Kolyelerine girme sebebim de bu aslında. Kolye bahane, sosyal fayda şahane!

İyilik Kolyeleri küçük bir hayalle başladı. Şimdi koskoca bir iyilik hareketi. Bu süre zarfında neler yaşandı?
Önce kendim için yapıyordum o kolyeleri. Üç-dört sene evvel bir kurum, kadın çalışanlarına Kadınlar Günü’nde hediye etmek için benden kolye satın almak istedi. Çok şaşırdım. “Kolye satmıyorum ki!” dedim. Israr ettiler. “O zaman şöyle yapalım,” dedim: “Siz, Mari Kasparyan’ın otizimli oğlu Arda’nın eğitim masraflarını ödeyin, kolyeler sizin olsun!” Epey de bir paraydı. Ödediler. Ben
de o kurumun, kadınlarının boynunda iyilik kolyeleri fotoğraflarını paylaştım Instagram’da. Takipçinizin yüksek olması bir sosyal medya gücü. Bu güç de kurumları etkiliyor. Gerisi geldi. 80’e yakın kurumla çalıştım, 48 sivil toplum örgütüne 2 milyon liradan fazla kaynak yarattım. Kolyelerle bin bir türlü etkinliğe katıldım. Aklınıza gelebilecek her yerde satış yaptım. Bodrum’da zeytin ağaçları içinde bir İyilik Atölyemiz var. Her hafta, farklı sivil topum örgütleri yararına yüzlerce kadınla kolye diziyoruz. Kızımla da dans atölyesi yapıyoruz. Şahane yani. İşe yarıyoruz!

Başak Taşpınar Değim

toprağın, havanın ve insan-dışı tüm canlıların da hakları olduğunu kabul etmemiz ve sadece ihtiyacımız kadar tüketmeyi, sade yaşamayı yeniden öğrenmemiz gerekiyor. Bunları ailemiz ve dostlarımızdan başlayarak çevremize anlatmamız, uğraşmamız şart. Anaokullarına ekoloji dersi konmasına ve hükümetlere yenilenebilir enerjiye geçmek için yatırım konusunda da demokratik baskı için imza kampanyaları yapmalı, bunları küçümsememeliyiz. Greta Thunberg adlı İsveçli genç öncü kadının başlattığı “İklim için Adalet” okul boykotu hareketinin ülkemizdeki yansıması “İklim için Gençler-Türkiye” (Youth For Climate Turkey) grubunda da çalışan gençler var. Destekliyorum!

Çevresine fayda sağlamak isteyip nereden başlayacağını bilmeyenlere öneriniz nedir?
İnsan gerçekten hayatta olduğunu hissetmek ve başkalarına da hayrı dokunsun istiyorsa, kavanozdaki hayattan çıkıp, gerçek hayata katılmalıdır. Çok yoğun çalışanın bile başkalarına ayıracak birkaç dakikası vardır. Kılıfınızdan, kozanızdan, konfor veya korunma alanınızdan çıkın, sosyal çevrenizin dışından farklı sınıflardan arkadaş edinin, başkalarının kültürlerini tanıyın. Başkalarının da sizin gibi insanlar olduğunu görün ve sizin onlara, onların da size yardım etmelerine izin verin. Kitap okuma gruplarına çevrimiçi-online bile olsa katılın, sergilere gidin, yeni insanlarla tanışın, okullara kitap bağışı için kitap toplayın. Çocuk sevindirin. Daha az tüketin, daha sade yaşayın. Kendinize saygı duymaya başlayınca dünya güzelleşecektir.

Cansu Yıldıran

tography, The Guardian, Dazed gibi kanalların da olduğu birçok yayın ve sergide işleriyle yer alan Yıldıran, The New York Times için de fotoğraf çekiyor. Yıldıran, bir röportajında yaratım sürecini, “Belki de kimsenin dönüp bakmayacağı hikayelerden söz etmek ve lokalden yola çıkarak genele seslenmeyi önemsiyorum,” diyor.

“Belki de kimsenin dönüp bakmayacağı hikayelerden söz etmek ve lokalden yola çıkarak genele seslenmeyi önemsiyorum.” – CANSU YILDIRAN

Defne Koryürek

topluluğu olan Fikir Sahibi Damaklar’ın kurucusu gıda aktivisti Defne Koryürek’e kulak veriyoruz.

Gıda aktivizmi konusunda öncülük eden bir kadınsınız. Sizce yakın gelecekte tarım ve gıda alanlarında bizi bekleyen en büyük tehlike nedir?
Kıtlık bekliyor bizi. Tarımın ilk hayat bulduğu yer diye böbürlene böbürlene anlattığımız Anadolu’yu köylüsü olmayan bir coğrafyaya döndürdük. Tohumunu koruyan, ürününü geleneksel yöntemlerle üreten, artıksız ve eklemesiz döngünün kurallarını içselleştirmiş çiftçiyi, yani kuşaklardır kırsalda yaşamış ve ürettiğiyle geçinebilmiş köylüyü son 50-60 yılın politikalarıyla yok ettik. Ardından iklimi ısrarla bozduk, gezegenin dengesini yok ettik. Kibirliyiz. Kullandığımız otomobilin, yaktığımız kömürün, evimizi ısıtan doğal gazın eklediği bir yük olmadığını;  hep başkalarının yıkıma sebep olduğunu sanıyoruz. Bunların üzerine olası uluslararası gerginliklerin, ticari varlıkta ve yoklukta ancak ve ancak dayanışma yaşatır. ilişkilerde öngörülebilir ama tercihen göz ardı edilen risklerini de eklersek sanırım tablo tamamlanıyor. Bu kıtlığı ve beraberinde gelecek savaşları, göçleri, yıkımı hak etmediğimizi söylemek çok güç.
 

Endüstriyel tarım ve hayvancılık ekosisteme ciddi zararlar veriyor. Devletlerin ve büyük şirketlerin bu durumu değiştirmek için yeterince çaba harcadıklarını düşünüyor musunuz?
Antroposen, yani insan faaliyetinin iklim ve çevre üzerinde baskın etkiye sahip olduğu ve bizlerin de halihazırda içinde bulunduğumuz jeolojik çağı, mühendisler  ve şirketler çağı olarak anmak da mümkün. Sadece hayran kaldığımız dev çelik yapıların değil, al-tüket onlarca ürünün gıdadan
tarıma bir mühendislik neticesi olduğu bir zamandayız. Ekmeğini üreteni, buğdayını biçeni tanımak bir lüks. Seçtiğimiz ve sahip olmak için alın teri döktüğümüz hiçbir şeyin üreticisini tanımıyoruz artık. Marka, yani şirket sadakati diye bir saçmalık içinde harcamalarımızın ölçüsü de kaçtı. “Yeter” ya da “yeterli” gibi kavramlar yok, haliyle “az” ya da “çok” da müphem kavramlar. Saatlik ücreti 6 lira olan bir işçinin, şirket sahibinin koruma duvarlarıyla çevrili evinin önünde zam talep etmesi bir suça dönüştü. Bu koşullarda bir çaba harcanacaksa, o gayret de bize düşer.

Toplumda eşit ve adil yaşam hakkı için mücadele veren hangi oluşumları destekliyorsunuz?
Derin Yoksulluk Ağı ve Hayata Destek bugünün acil konularına en yakın duran ve bizzat sahada dokunan oluşumlar. Bizi, bugün ve yarın, varlıkta ve yoklukta ancak ve ancak dayanışma yaşatır. 

Hayranlık duyduğunuz kadınlar kimler?
Derin Yoksulluk Ağı’nı kuran Hacer Foggo ve 1999 yılında Hizbullah tarafından katledilen Müslüman feminist Konca Kuriş.

Döne Otyam

topluluklarıyla hareketlendirmek, yeni paylaşım ortamları yaratmak, sanatta alışılagelmiş merkez fikrinin tanımına farklı boyutlar getirmek misyonuyla ilerliyor. Otyam, kurucu ortaklarından olduğu Abitus Sanat Projeleri platformu ile çalışmalarını sürdürüyor.

Öncü Kadınlar

toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu.

Medya, televizyon ve film sektörünü toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir hale getirerek kadını görünür kılmayı hedefleyen güçlü bir ses olan Demet Evgar, kadınların güçlenmesini ve eşitliği savunmanın yanı sıra, insan, doğa, hayvan ayırmadan her canlının adalet arayışında, yanında olarak çalışıyor ve kampanyalar yürütüyor. Demet Evgar, özellikle dizi ve filmlerinde, hafızalardan hala daha silinmeyen farklı kadın karakterlerin dayanıklılık ve güçlenme hikayelerine hayat vererek geniş kitlelere ulaştı. Yaptığı işi ve kendisini bir hikaye anlatıcısı olarak tanımlayan Evgar, toplumda kadına biçilen hikayeyi değiştirmek üzere oynadığı karakterleri çok dikkatli seçiyor. Canlandırdığı karakterin kadınların güçlenmesini desteklediğinden, zararlı normları ve cinsiyet klişelerini yeniden yaratmadığından emin oluyor. Filmleri ve dizileri Türkiye’nin yanı sıra Doğu Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu’da yayınlanıyor ve toplumsal cinsiyet eşitliği mesajları daha da geniş kitlelere ulaşıyor. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) tarafından yürütülen #KayıtsızKalmayın 16 Günlük Aktivizm – Kadınlara Yönelik Şiddete Son ve Ateş böcekleri kampanyalarına destek veren Evgar, 2021 yılında Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin her  yıl sinemamızdaki kadın emeğinin altını çizmek üzere verdiği Bilge Olgaç Başarı Ödülü’nün de sahibi.

Dilek Livaneli

tosu Uluslararası Lider Kadın Ödülü’ne sahip olmasıyla taçlandırdı. Şimdilerde kariyerini Londra’da sürdüren Livaneli, kariyer yolculuğunu Bir Dilek Yetmez adlı kitabında kaleme alıyor ve aynı isimle başlattığı hareketin insanlara ilham olmasını hedeflediğini söylüyor.

Dilek Demir

toplum kuruluşu. Resim, müzik, dans, oyun, yaratıcı yazarlık gibi sekiz temel atölye çalışmasına sahip kuruluş, dünyada 11 ülkede, Türkiye’de ise 73 ilde 45 bini aşkın SosyalBen çocuğuna katkı sağlıyor

Eylem Başar Söğüt

toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve artan kadın cinayetlerine dikkat çekmek için mücadele veren Kav, Yaşasın Kadınlar isimli bir kitaba da imza attı. İngiliz medya devi BBC, 2020 yılının ilham verici ve etkili 100 kadın listesinde kendisine yer verdi.

Gamze Cizreli

toran zincirini kurdu. Günümüzde hem yurt içi hem de yurt dışında 60’ı aşkın şubeye sahip olan zincir, ürünlerinin kırsalda yaşayan düşük gelirli kadın çiftçilerden tedarik edildiği Toprağın Kadınlarından Sofraya projesini hayata geçirdi. 14 kadınla başlayan ve günümüzde 100 kadına ulaşan proje ile 2030 yılına kadar tedariğin yüzde 50’sinin kadın çiftçilerden sağlanması planlanıyor.

Gözde Mutluer

toplayarak geçimini sağlayan bir aileyle eşleşmesi, o ailedeki bebeğin durumunu sorması benim için önemli. Normal şartlarda yanından geçtiğinde belki farkına bile varmadığı kişinin hikâyesini öğrenmesi, destek vermesiyle bir farkındalık oluştuğunu düşünüyorum,” diyor Hacer Foggo. Eşleşme, Foggo’nun kurucularından olduğu Derin Yoksulluk Ağı’nın pandeminin başında hayata geçirdiği Evinden Değiştir adlı dayanışma kampanyası çerçevesinde sık sık kullandığı bir sözcük. İhtiyaç sahibi aileler ile bu ailelere destek olmak isteyenlerin eşleştirilmesi, toplumda gitgide daha da derinleşen eşitsizlikleri azaltma yönünde bir adım. Foggo, yoksulluğu bir insan hakları sorunu addediyor. “Derin Yoksulluk Ağı, yardım alanın, yardımda bulunana minnet ettiği bir oluşum değil. Eşitler arasında bir dayanışma modeli oluşturduk ve bu doğrultuda hak mücadelesi veriyoruz.”

Halime Güner

toplum kuruluşları ve kadınlar arasındaki iletişimi ve işbirliğini artırma konusunda çok sayıda çalışmaya imza attı. 1998’den bu yana, kadının sinemadaki emeğini görünür kılmak için Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali düzenleniyor. Güner, toplumda kadın dayanışmasının yarattığı değişimi gösteren öncü isimlerden.

Hande Özdinler

toplumsal şiddet ile zarar verici uygulamaların sıfırlanması için çalışmalar gösteriyor. Hazal Kaya bu iş birliğini, “Bütün kadınların, kız çocuklarının ve kırılgan grupların daha sağlıklı, güvenli ve eşit bir dünyada yaşaması için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğim,” sözleriyle duyurdu.

Hülya Gülbahar

toplumsal cinsiyet, insan hakları, spor ve medya üzerine dersler veren Itır Erhart, 2008 yılında beş arkadaşıyla birlikte Türkiye’nin ilk yardımseverlik koşusu platformu olan Adım Adım’ı kurdu. Adım Adım oluşumu, koşunun yanı sıra yüzme, bisiklet, dağcılık gibi sporlar aracılığıyla önemli sosyal sorumluluk projelerine maddi kaynak ve tanıtım desteği sağlıyor. Adım Adım 2021’in Kasım ayı itibariyle 100.000’i aşan gönüllü koşucuya ve 860.000’i aşan bağışçıya ulaştı.

İlayda Eskitaşçıoğlu ve Bahar Aldanmaz

tora dereceleri olan Türkiyeli çağdaş sanatçı, resim, heykel, enstalasyon gibi farklı mecralardaki üretimlerinde toplumsal kimlik ve cinsiyet rolleri, kültürel önyargılar, göç ve hafıza kavramlarını eleştirel bir perspektifle ele alıyor. Yakın zamanda Salt Beyoğlu’nda açılan Ten, Beden, Ben sergisi, sanatçının 40 yılı aşan sanat pratiğini yansıtıyor.

İrem Yanpar Coşdan

toterapi yüksek lisansına başladı. HerbaFarm’a uzanan hikayeyi, “Bodrum Yalıkavak dağlarında, içinde tıbbi ve aromatik bitkilerin kendiliğinden yetiştiği bir arazi buldum ve buraya HerbaFarm adını verdim. Organik ve permakültür prensipleriyle yetiştirdiğimiz bitkileri ve meyveleri, sebzeleri doğal ve sağlıklı ürünlere dönüştürüyor ve HerbaFarm Doğal Ürünler markası ile satışa sunuyoruz,” diyor. Kurtsan, yine aynı arazide kurduğu HerbaFarm Akademi’de ise bitkilerin şifası konusunda deneyimlerini paylaşmak üzere aralarında aromaterapinin de olduğu eğitimler veriyor.

Neval Çam

toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde Masal Tamamlama Seansları düzenliyor. Hayal güçleriyle yarım bırakılmış masalları çizerek tamamlayan çocukların çizimleri, moda tasarım ürünlerine işleniyor. Öykü Özgencil, yakın geçmişte SGDD ASAM Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği çatısı altındaki çocuklarla toplumsal cinsiyet eşitliği atölyeleri de düzenledi. Suriyeli ve Türkiyeli çocuklarla yapılan, sanatçı ve tasarımcı Meltem Şahin’in illüstrasyon seansını yürüttüğü çalışmanın çıktısı olarak Pamuk Prensler ve Uyuyamayan Güzeller isimli bir kitap da hazırlandı.

Özlem Türeci

tor Türeci, meslek hayatı boyunca modifiye edilmiş genetik kodlarla bağışıklık sistemini kansere karşı mücadele ettirmeyi hedefleyen birçok çalışmaya imza attı. 2008 yılında hayata geçen biyoloji firması BionTech’in kurucularından olan Türeci, 2018’de şirketin baş tıbbi sorumlusu oldu. Şirket, 2020 yılında Covid-19 pandemisiyle birlikte koronavirüs aşısı çalışmalarına başladı ve Özlem Türeci, SARS-CoV-2’ye karşı geliştirilmek istenen bu aşı çalışmalarında önemli rol oynadı. Aşının geliştirilmesi konusunda BioNTech ile iş birliği yapan ABD’li ilaç şirketi Pfizer, üretilen Covid-19 aşısının yüzde 90 başarı elde ettiğini duyurdu ve aşı, bugüne geldiğimizde pandeminin hafiflemesinin en büyük sebebi. Türeci, Kanser İmmünoterapi Derneği Başkanı olarak görev yapmaya ve Mainz Johannes Gutenberg Üniversitesi’nde dersler vermeye devam ediyor.

Pelin Esmer

toplumsal meseleleri algılayışlarına, ilgilerine, meraklarına, dertlerine, umutlarına, kaygılarına, mücadelelerine dair kendi sözümüzü söyleyeceğimiz bir mecra,” diye tarif edilen Reçel Blog’un ve Havle Kadın Derneği’nin kurucularından Rümeysa Çamdereli kendisini Müslüman feminist olarak tanımlıyor. Çamdereli’nin 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’ne kucağında bebeğiyle de, “Allah mısınız? Aileniz batsın,” pankartıyla da katılmışlığı var. Ayrıca lise yıllarından beri müzikle uğraşıyor, elektro gitarıyla sahneye çıkıyor. Toplumun dayattığı kalıplara sığmayarak kadınlar için kadınlarla birlikte mücadele ediyor.

Saadet Özkan

toplum kuruluşlarında çalışmaya başladı ve sonrasında hem mültecilerle hem de afetlerle ilgili projelerde rol aldı. 2005’te kurduğu Hayata Destek Derneği, afetlerden etkilenmiş toplulukların temel hak ve ihtiyaçlarına erişimlerini sağlamayı amaçlayan bir insani yardım kuruluşu. İnsan ayrımı gözetmeme, tarafsızlık, bağımsızlık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle yola çıkan kuruluş, Acil Yardım, Mülteci Destek, Çocuk Koruma ve Sivil Toplumu Güçlendirme ve Koordinasyon çalışmaları yürütüyor. Karaosmanoğlu, “Afet yaşamış, savaş görmüş tek bir insanın bile hayatına dokunabilmenin hazzını sürekli olarak yaşıyoruz,” diyor.

Serra Titiz

toplum örgütleri ve uluslararası kuruluşlarla birlikte, çok boyutlu sosyal fayda yaratan kurumsal sorumluluk ve sosyal girişimcilik fikirleri geliştiriyor ve uyguluyor. Gelecek Daha Net platformu ise gençlerin gelecekleri ile ilgili bilinçli karar vermelerini sağlamak amacıyla yaratıcı yöntemlerle onlara rehberlik ediyor. Titiz, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) projelerinde kıdemli uzman olarak da görev alıyor.

Sevda Karaca

toplumsal cinsiyet eşitliği alanında etki yarattı. Kurumsal İletişimciler Derneği’nin Başkanı olan girişimci, 2018 yılın kurduğu Science Of Impact platformu ile Birleşmiş Milletler’in 17 Küresel Amaç’ına hizmet eden etki projeleri geliştirirken, Bilim Virüsü adlı sosyal girişimiyle ise liseli öğrencilere bilim tutkusu aşılama ve yetkinlik kazandırma amacını sürdürüyor. Yücebıyık, “Bilim size dayatılan yolu değil, kendinizle ve kalbinizle yürüyen yolu inşa etmektir,” diyor.

Ümmiye Koçak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir